
KATSEYE’nin kurulma sürecini konu alan The Debut: Dream Academy yarışmasına katılan Adéla, ilk turda elenmesinin ardından solo kariyerine yöneldi. Kendi şarkılarını üretmeye başlayarak ilerleyen sanatçı, bugün PRIMA albümüyle yarışma döneminden bağımsız bir müzikal kimlik ortaya koyuyor.
Adéla’nın pop yıldızlığına ulaşan yolculuğu henüz 8 yaşındayken başladı. Miley Cyrus’ın kariyerini yakından inceleyen, Disney Channel’da yer almanın kendisini de yıldızlığa ulaştırabileceğini düşünen Adéla, zamanla Madonna, Lady Gaga ve Beyoncé gibi isimleri de kendisine örnek olarak aldı. Verdiği röportajlarda da sık sık bu isimlerden çok şey öğrendiğini söylüyor.
Slovakya’da büyüyen Adéla, hayallerinin yaşadığı ortama kıyasla fazla iddialı gelebileceğini düşünse de hedeflerinden vazgeçmedi. Şarkıcılıktan önce baleyle ilgilenen Adéla, 14 yaşında ailesinin yanından ayrılarak eğitim almak üzere Viyana’ya taşındı. 15 yaşına geldiğindeyse Londra’daki English National Ballet School’da eğitim almaya başladı. Bale eğitimi, ona disiplinli çalışmayı öğretirken sahneyle kurduğu ilişkinin de temelini attı.
Bale eğitimi aldığı dönemde şan dersleri de almaya başlayan sanatçı, balenin katı ve geleneksel yapısının aksine müzikte daha fazla özgürlük ve kendini rahatça ifade edebileceği bir alan buldu. Yeni bir arayış içerisine giren Adéla, müzik kariyerini inşa etmek için Los Angeles’a taşındı. 2023’te HYBE ve Geffen Records’un düzenlediği The Debut: Dream Academy yarışmasına katılan şarkıcı, KATSEYE’nin kuruluşunda yer almak için mücadele etti.

Ancak yarışma deneyimi Adéla’nın hayal ettiği gibi sonuçlanmadı. 120 bin başvuru arasından seçilen 20 yarışmacının arasına girmeyi başarsa da programa ilk turda veda etti. Yarışma sonunda kurulan KATSEYE kadrosunun bir parçası olamasa da bu deneyim ona müzik piyasasını yakından tanıma şansı verdi. Adéla’nın solo çalışmaları da kısa sürede karşılık buldu. Mayıs 2025’te Capitol Records’la anlaşma imzalayan şarkıcı, aynı yıl ilk EP’si The Provocateur’ı yayımladı.
Daha sert elektronik altyapılar, provokatif sözler ve yüksek enerjili pop sound’uyla şekillenen EP, Adéla’nın kariyerinin daha başında ana akım pop kalıplarının dışına çıkma arzusunu gösteriyordu. Üstelik EP’de yer alan “Machine Girl”ün prodüksiyonunda Grimes’ın da imzası bulunuyor. The Provocateur’da şöhret hırsını, müzik endüstrisinin çıkar odaklı yapısını ve bu dünyada yer edinebilmek için göze alınan tavizleri ele alan Adéla, kendi kimliğini oluşturma sürecini de şarkılarına taşıyordu. Cinsellik, ilişkiler ve pop yıldızlarından beklenen imaj üzerine kurulu provokatif anlatımıyla şarkıcı, sektörün yazılı olmayan kurallarını da alaycı bir dille sorguluyordu.

Adéla’nın solo kariyerindeki asıl çıkışı ise 4 Eylül 2026’da yayımlanan ilk stüdyo albümü PRIMA ile oldu. Baledeki baş balerini ifade eden prima ballerina terimini de çağrıştıran albüm adı, Adéla’nın dans geçmişiyle müzik kariyerinde ulaşmak istediği zirve arasında bir bağ kuruyor.
Dylan Brady ve Blake Slatkin’in prodüktörlüğünü üstlendiği PRIMA, 2000’lerin pop ve hip-hop sound’undan beslenirken sert kulüp ritimlerini akılda kalıcı melodilerle buluşturuyor. Madonna, Lady Gaga, Charli XCX ve Miley Cyrus gibi isimlerin izlerini taşıyan albüm, bu etkileri Adéla’nın kendine özgü vokaliyle bir araya getiriyor. “Boys” ve “Marijuana” gibi hareketli parçalarla öne çıkan albüm, “Therapy” gibi daha kişisel şarkılarda da şarkıcının kırılgan tarafını gösteriyor.
Ünlü oyuncu Nicole Kidman’dan ilham alan “Nicole Kidman” şarkısı da PRIMA’nın en öne çıkan parçalarından birine dönüşmüş durumda. Hannah Lux Davis’in yönettiği klipte Adéla, oyuncunun Moulin Rouge! Babygirl ve Eyes Wide Shut filmlerindeki ikonik görünümlerine göndermelerde bulunuyor. Şarkının çıkış noktası ise Adéla’nın katılacağı Golden Globes gecesine hazırlanırken kendini Nicole Kidman gibi hissetmesinden geliyor.
“Therapy” ise ailesinden uzakta geçirdiği yılların ve annesiyle kız kardeşine duyduğu özlemin izlerini taşıyor. Adéla, bir yandan şöhret uğruna neleri göze alabileceğini sorgularken diğer yandan bu yolculuğun kişisel bedellerini de saklamıyor. Böylece PRIMA, yalnızca eğlenceli pop şarkılarından oluşan bir albüm olmaktan çıkıp sanatçının hırslarını, çelişkilerini ve deneyimlerini yansıtan bir çalışmaya dönüşüyor.
Bu anlatının merkezinde yer alan “Ain’t in LA”, Adéla’nın kendi hikâyesiyle de doğrudan bağlantılı. Los Angeles’ı şöhrete ulaşmanın vazgeçilmez adresi olarak gören anlayışı sorgulayan parça, sanatçının pop yıldızı olma hayaliyle bu uğurda yaşadıklarına dönüp bakmasını sağlıyor. Adéla, şarkıyı annesinin gençlik fotoğraflarından ve onun Los Angeles’a taşınma hayalinden ilham alarak yazdı. Böylece kendi hayallerinin peşinden gitmesini anlatırken bir zamanlar benzer hayaller kurmuş ancak bunları gerçekleştirme fırsatı bulamamış kadınların hikâyelerine de dokunuyor.
PRIMA ile birlikte Adéla’nın kariyeri de uluslararası ölçekte ivme kazandı. “Ain’t in LA” ve “Nicole Kidman”ın yakaladığı başarı, albümün Billboard 200 listesine dördüncü sıradan girmesiyle taçlandı. Lollapalooza ve Reading gibi festivallerde de boy gösteren şarkıcı, bale geçmişini koreografilerine taşıyan enerjik performanslarıyla dikkat çekiyor.
Adéla’nın müziğini ilgi çekici kılan, pop yıldızlığına duyduğu tutkuyla bu dünyanın perde arkasına yönelik eleştirel bakış açısını bir arada taşıması. PRIMA boyunca şöhretin cazibesini, müzik sektöründeki güç ilişkilerini ve kadın sanatçılara biçilen rolleri alaycı bir dille ele alırken kendi hırslarını da gizlemiyor. Bir yandan iddialı ve kışkırtıcı tavrıyla öne çıkıyor, diğer yandan ailesinden uzakta geçirdiği yılların ve hayallerinin peşinden gitmenin bedelini sorguluyor. Bu karşıtlık, Adéla’nın müziğine yalnızca cesur bir pop kimliği değil, kişisel bir derinlik de kazandırıyor.