The Rolling Stones’un “Paint It Black”i ile Grammy Ödülleri’ne aday olarak sesini iyice duyduğumuz ama bundan çok daha fazlası olan Esin Aydıngöz ile son derece yoğun programı arasında sohbet ettik. Şu anda 7 Haziran’da gerçekleşecek “La La Land in Concert!”a hazırlaan Esin ile çocukluğundan bu yana geçen süreci ve hayallerini konuştuk.
Küçük yaşlardan itibaren müziğe ilgin nasıl başladı? Bestecilik kariyerine yönelmende belirleyici anlar neler oldu? Ve tabii Berklee College of Music’te eğitim almak, müziğe bakış açını nasıl şekillendirdi?
Müziğe olan ilgim piyano çalmakla, ailemle klasik müzik ve caz konserlerine gitmekle ve ilkokulda katıldığım koro ve müzikli oyun aktiviteleri ile başladı. İşin bestecilik tarafına yönelmem ise en yakın arkadaşımın bir gün bir şarkı yazması üzerine benim “Ben de yazarım!” gibi bir tutum sergilememle kazayla oldu. Daha ilk bestelerimden işin yaratıcı boyutunun beni varolan eserleri çalışmaktan daha çok mutlu ettiğini fark ettim. Sahnede olmayı ve provalarda unutulmaz anılar biriktirmeyi çok sevsem de evde kendi kendime piyano çalışmaktan hiç hoşlanmazdım. Hatta bundan kaçardım. Oysa bir şeyler üretebildiğimi fark edince müzikten kaçmak yerine müzik yapmak için diğer her şeyden kaçmaya başladım! Hisar Okulları’nın liseler arası beste yarışmalarından iki sene üst üste ikincilik ve birincilik ödülleri alınca bunu bir kariyere dönüştürebilme fikri daha da gerçekçi geldi! Beni bestecilik alanında yüreklendiren iki dünya tatlısı öğretmenim vardı, Madlen Saydam ve Mete Sakpinar♥️ Berklee, müziğe bakış açımı baştan yazdı diyebilirim; çünkü kuralların yıkılmak için öğretildiği ve yaratıcı olarak çok özgürlük tanınan bir eğitim sistemi var. Daha da önemlisi her yaştan, her ülkeden, herkesin beraber müzik yapmaktan çok büyük keyif aldığı inanılmaz bir dünyası var. Müzisyenler için Hogwarts bir nevi! Bir de tabii okul gibi değil orası, resmen işin mutfağı! Her şeyi bizzat deneyimleyerek öğrendik. Bu da biz öğrencilere sektöre atılmak için ihtiyaç duyduğumuz özgüveni ve cesareti verdi.
Hollywood gibi büyük bir endüstride çalışmanın en büyük zorlukları ve avantajları neler?
Zorluğu da avantajı da aynı: Herkesin çok yetenekli ve çok tutkulu olması! Onca yeteneğin arasından sıyrılmak çok zor ama o ortamda bulunmak da bir o kadar heyecan ve ilham verici. O yüzden yılmadan çabalamaya devam ediyor herkes. İçinde bulunmadan anlaşılması zor bir ortam. İnanılmaz bir rekabet var, ama adeta onunla doğru orantılı bir enerji hâkim bütün şehre. Baş döndürücü!
Hep merak etmişimdir, görüntü ile müziği buluştururken en çok dikkat ettiğin unsurlar neler oluyor?
Müzik yazdığım sahnenin duygusunu yönetmenin ve yapımcıların hayal gücüne en yakın şekilde (ki bazen asla aynı şeyi hayal etmiyorlar), filmdeki en doğru karakterin bakış açısından ve filme özel bir müzik dünyası yaratarak yansıtmak ve bunu yaparken diyaloğun ve hikayenin önüne geçmemek!
Amerika’da ve uluslararası arenada çalışmak isteyen Türk müzisyenlere en büyük tavsiyen ne olurdu?
Bambaşka bir dünyada kendi başınıza yeni bir hayat kurmak ve isim yapmak gerçekten çok emek istiyor. O yüzden bunu yaparken çeşitli riskleri göze almanız ve bunu her şeyden çok isteminiz gerekiyor. Egonuzu kapının dışında bırakıyorsunuz her gün. Bir şeyleri oldurmak için ilk adımları hep sizin atmanız gerekiyor. Attığınız bu adımların büyük bir çoğunluğu bir yere varmadığında cesaretinizin kırılmaması çok önemli! Özetle kendinize olan güveninizin, kendi içinizden gelmesi lazım. Olabildiğince çok yönlü ve yeniliklere açık olmak lazım. Bir de tabii yabancı dil hem kariyer hem de sosyal hayat için çok büyük bir anahtar. O yüzden böyle bir adım atmadan önce müziğe ek olarak o konuda da kendilerini geliştirmeleri şart.
Hollywood’un müzik dünyasında kadın besteciler için nasıl bir alan var? Sektörde kadın besteci olmanın avantajları veya zorlukları neler?
Hollywood’da çok fazla kadın besteci var; ancak her ne kadar aktif olarak çalışıyor olsak da bize daha çok bağımsız filmler, belgeseller, kısa filmler vs. geliyor. Oysa biz istiyoruz ki yönetmenler ve yapımcılar milyonlarca dolarlık stüdyo filmlerini ve TV dizilerini de bize gönül rahatlığıyla emanet edebilsinler. Finansal olarak baktığımızda erkekler ne yazık ki kadınlardan daha çok kazanıyor. Her sene gelişme katetiyoruz ama senelerdir hali hazırda var olan bir sistemin değişmesi zaman alıyor. Öte yandan yeni olan her zaman ilgi çekicidir ve bizler de yeni yeni fark edildiğimiz için sektörde bir “kadın besteci” arayışı da yok değil! Bütün besteciler hatta sanatçılar işini tutkuyla yapıyor ve işini tutkuyla yapan ve iş gibi görmeyen herkes aslında sömürülmeye açık çünkü is verenler biliyor ki o projede yer almak o sanatçı için bir rüya. Dolayısıyla cinsiyetinizden bağımsız olarak zaten hak ettiğiniz koşullar için savaşmanızı gerektiren bir sektör. Kadın olunca daha da zor tabii ama her şeye değer!
7 Haziran’da Justin Hurwitz’in Oscar ödüllü müziklerini, bu muhteşem filme senkronize olarak yöneteceğim.
Şu ana kadar en ilginç veya en heyecan verici işbirliğin hangisiydi?
Benim için en heyecan verici şey müziği başkalarıyla paylaşmak! Dolayısıyla şu an en çok keyif aldığım projelerim orkestra şefi olduğum projeler çünkü sahnedeyken o paylaşımı bizzat kendim yaşayabiliyorum. Turne hayatına daha ilk gününden sırılsıklam âşık oldum. Orquestra Folclorica Nacional de Mexico ile yaptığım Kuzey Amerika turnelerim benim en mutlu ve heyecan verici anılarım diyebilirim. Disney/Pixar’in “Coco” filmini filme senkronize olarak yönetmek ve bunu yaparken koca bir kıtayı gezmek harika! İşin en büyük heyecanı ise bu olayın bizden çok daha büyük olması ve birçok insana özel anlar yaşatıyor olmak. Bu animasyon filmi gerçek bir başyapıt. Müzikleri, hikayesi, karakterleri, görsel dünyası… Her şeyi ayrı güzel… Bu filmi binlerce insanla buluşturmak benim için çok anlamlıydı. Birçok çocuğun gördüğü ilk şef, bir sürü yetişkinin gördüğü ilk kadın şef oldum. Yüzlerce çocuğun doğum günü hediyesiydi konserimize gelmek. Bunların hepsi çok büyük mutluluklar. Disney ile çalışma hayali ile büyüdüm ve şeflik kariyerime başlamak için bundan daha sihirli bir ilk adim düşünemiyorum. Umarım bir gün müziklerini benim bestelediğim bir Disney animasyonu ile de turneye çıkma fırsatım olur. Resmen o gün için yaşıyorum!
Yakın zamanda üzerinde çalıştığın projeler arasında seni ve haliyle bizi en çok heyecanlandıracak olan hangisi?
Şu anda hazırlanıyor olduğum yeni konserim, “La La Land in Concert!” 7 Haziran’da Justin Hurwitz’in Oscar ödüllü müziklerini, bu muhteşem filme senkronize olarak yöneteceğim, hem de Boston’da yani Berklee College of Music’in olduğu şehirde. Beni müzisyen yapan şehirde öğretmenlerimin önünde bu kadar sevdiğim bir filmle sahneye çıkacak olmak çok özel! Çeşitli teknik ve müzikal nedenlerden dolayı “La La Land”i yönetmek “Aslan Kral”dan ve “Coco”dan daha zor ama ben zorlukların üstesinden gelmeye bayılıyorum. O yüzden şu anki en büyük heyecanım bu! Bu röportajı cevaplarken bile bir yandan “La La Land”i dinliyorum.
Birkaç tane de bitirmiş olduğum ama henüz sizlerle buluşmamış çok değerli projem var. Geçtiğimiz sonbaharda Karsu’nun yeni albümünün yaylı düzenlemelerini yaptım. 9 Ekim 2024’te ikimiz de İstanbul’daydık ve İstanbul Strings ile beraber kaydettik. Bütün süreç rüya gibiydi. Karsu hem çok cana yakın hem de ne istediğini çok iyi bilen bir müzisyen. O yüzden çok iyi anlaştık. Karsu ile tanışmadan önce onunla hep çok gurur duyardım ama şimdi tanıdıktan sonra hayranlığım daha da arttı. Yeni şarkılarını bütün dünyanın duymasını iple çekiyorum!
Çok çok çok sevdiğim bir Netflix dizisinin yeni bir sezonu için bazı aranjman demoları yaptım. Bir tanesi seçildi ve sonuç olarak o sahneyi çekerken benim aranjmanımı kullandılar. Eğer son dakika yönetmenler ya da yapımcılar o sahneyi kesmezlerse, bomba gibi bir haber ile karsınızda olacağım! 🤩 Ama bizim sektörde proje yayınlanana kadar her şey değişebiliyor. O yüzden heyecanlı ve gergin bir bekleyiş halindeyim, bana şans dileyin!
Addams Ailesi’ne ucundan köşesinden dahil olmak, Tim Burton’ın bir projesinde yer almak kendi içinde birer rüya.
Tim Burton imzalı Netflix dizisi “Wednesday” için hazırladığın ‘Paint It Black’ aranjmanı ile Grammy Ödülleri’ne aday gösterilmiştin. Bu çok büyük bir olay. Neler hissetmiştin?
Bu hala inanmakta güçlük çektiğim bir olay! Ne üzerinde çalışırken inanabildim, ne diziyi izlerken aranjmanlarımı duyduğumda, ne Grammy adaylığımız açıklandığında, ne de Grammy ödül törenindeyken! Addams Ailesi’ne ucundan köşesinden dahil olmak, Tim Burton’ın bir projesinde yer almak, böyle ikonik bir rock şarkısını yeniden alevlendirmek, “Bu gerçekten çalınabiliyor mu?” gibilerinden bütün çello dünyasını birbirine karıştırmak ve tabii bir de Grammy adaylığı! Bunların hepsi zaten kendi içinde birer rüya. Adaylığımı 10 Kaşım 2023’te “Coco” turnesinde bulutların üzerindeyken ögrenmek de bu deneyimi benim için daha da özel yaptı. Tam bir duygu seli! Ama dürüst olmak gerekirse bunun olabileceğinin hayalini daha düzenlemeyi yaparken kurmuştum; çünkü üzerinde çalışırken hem projenin kendisinin hem de aranjmanımızın özel olduğunun farkındaydım. Normalde yaptıklarımı teslim ettikten sonra tekrardan açıp dinlemem. Yaparım ve rafa (yani bir external hard drive’a) kaldırırım ama ‘Paint It Black’i tekrar tekrar dinlediğimi hatırlıyorum. Bir de tabii çok şanslı hissettim çünkü bir eserin Grammy yoluna kadar gidebilmesi için birçok şeyin yolunda gitmesi lazım. Bu aranjman kimsenin duymadığı bir bağımsız film için yapılmış olsa, muhtemelen bu noktalara gelmezdi. İşin içinde Addams Ailesi, The Rolling Stones, Tim Burton, Netflix vs. olunca biraz da projenin popülerliği sayesinde fark edildik. Tek dileğim devamının gelmesi çünkü eserlerinizin büyük kitleler tarafından değer görmesi ve hatta bir tek müzisyenlerin oy kullanabildiği dünya çapındaki bir ödül için değerlendirilmesi büyük bir onur. İnsan o mutluluğu bir kere tadınca daha da başarılı olup daha da büyük mutluluklar tatmak istiyor!
Aslan Kral senfoni konserini yönettin bu da en az Grammy adaylığı kadar heyecan verici. O ana dair neler anlatmak istersin?
Aslında “Aslan Kral” Grammy’lerden de heyecanlı! Sahneyi birbirinden yetenekli ve birikimli doksan inanılmaz müzisyenle paylaşmak, iki ay boyunca müzikleri bu kadar güzel olan bir filmle yatıp kalkmak ve ailenizin, akrabalarınızın, arkadaşlarınızın, öğretmenlerinizin önünde sahneye çıkmak inanın bir günlük bir etkinlikten çok daha heyecan verici. Çünkü mutluluğu çok daha uzun sürüyor. “Aslan Kral” hemen hemen benimle yaşıt bir film. Ben 2017 yazında Hans Zimmer’in stüdyolarında staj yaparken, Hans ekibi ile bu filmin 2019 versiyonu üzerinde çalışıyordu. Turkiye’deki ilk şeflik deneyimimin bu film ile Harbiye Açıkhava’da olmuş olması gerçekten inanılmaz. Tam da filmin sonundaki ‘Circle of Life’ sahnesi gibi. Simba’nin ormanı hükmetmek için o tepeye tırmanışı bana benim orkestrayı yönetmek için podyuma çıkışımı hatırlatıyor. O sahne en en en sevdiğim sahne galiba. Bu sene başında da 1994 yapımı orijinal animasyon versiyonunu yönetme şansım oldu! Bu sefer İstanbul’da Volkswagen Arena’da, Ankara’da ise ATO Congresium’daydık. İnsanlardan “Aman tanrım ne kadar mutlu yönetiyorsun” yorumları geldi. İnsanların filmi izlemek yerine arkam donuk olmasına rağmen bana dikkat edip de bunu fark etmeleri beni çok duygulandırdı. Disney logosunu, ‘Circle of Life’i, ‘Can You Feel the Love Tonight’i, ve sırtlanların çılgınca koştukları ‘Stampede’ sahnelerini yönetmek gerçekten bana verilen en büyük hediye! Piu Entertainment, Disney Concerts, AMP Worldwide ve Istanbul Film Orkestrası’na sonuz teşekkürlerimle.
Film müzikleri dışında ilgini çeken veya üzerine çalışmak istediğin başka müzikal alanlar var mı?
Müzik kendi başına inanılmaz bir sanat dalı ama başka sanat dalları ile birleştiğinde iyice uçuruyor insanı! O yüzden tiyatrolar ve dans performansları için de besteler yapmak istiyorum. Hatta birkaç kere yaptım da. Sanat canlı icra edildiğinde daha da vurucu oluyor; çünkü o sırada yüzde yüzünüzle orda olmalısınız. Sahnede de olsanız, izleyici/dinleyici de olsanız… Dolayısıyla Broadway müzikalleri, baleler, Cirque du Soleil show’ları gibi birçok sanat ve hatta spor dalını bir araya getiren ve insanlara kendi hayatlarını iki saatliğine de olsa tamamen unutturabilen canlı performanslarda yer almayı gerçekten çok istiyorum! Bir de beni orkestralı müziğe ilk aşık eden, klasik müzik konserleriydi. O yüzden klasik müzik dünyasında da yer almak ve saygın orkestralar için eser siparişleri almaya devam etmek istiyorum. Royal Bangkok Symphony Orchestra ve Chattanooga Symphony Orchestra ile çalışma şansım oldu. Hatta Royal Bangkok Symphony Orchestra’yı Thailand’a giderek bizzat kendim yönettim. “Wondrous Journeys” isimli eserimin dünya prömiyerini beraber gerçekleştirdik. Bu tarz başka işbirliklerim olmasını ve bu sayede dünyayı gezmeyi çok istiyorum!
Müzik kariyerinde bir gün mutlaka gerçekleştirmek istediğin hayalin nedir?
Hollywood Bowl, Walt Disney Concert Hall, Verizon Hall, Benaroya Hall, Lincoln Center gibi mekanlarda kendi eserlerimi yönetmek. Disney ve Pixar’in konsere dönüştürdüğü bütün filmlerini yönetmek. Disney / Pixar ortak yapım bir animasyonun bestecisi olmak, bu projenin bir gün bir Broadway müzikaline dönüşmesi ve bu projenin hem film hem de müzikal versiyonlarıyla şef olarak turnelere çıkmak. Harry Potter gibi bütün dunyayi kasıp kavuracak fantastik bir hikâyenin müziklerini bestelemek. Olimpiyatlar’ın açılış ya da kapanış seremonileri için müzikler yapmak ve uluslararası platformlarda Türkiye’yi temsil etmek. Bir gün ülkemize Oscar adaylığı getirmek. Her sene en az bir turnem olması! Birçok çocuğun müziğe başlama ya da devam etme nedeni olmak. Klasik müziği klasik müziğin sevilmediği yerlerde sevdirmek! Besteciliğin ve orkestra şefliğinin kadını erkeği olmadığını dünyaya kanıtlayan isimlerden biri olmak. Hayranı olduğum müzisyenlerle sahneyi paylaşmak!
Ve son olarak varsa okurlarımıza mesajını almak isterim 🙂
Hepimiz hayalini kurduğumuz hayatları yaşayalım ve hem Türkiye hem de bütün dünya daha huzurlu ve adil bir yer olsun! ✨🎶 Ancak insanlar bireysel olarak mutlu olduklarında daha mutlu ve sağlıklı toplumlar olabiliriz. O yüzden hepimizin bizi mutlu eden şeyi bulduğu ve daha da önemlisi yapma özgürlüğüne sahip olduğu bir dünya diliyorum ve Dergy’e, size ve okurlarımıza bana zaman ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum!