
Anadole kolektifinin kurucularından biri olarak birçok sanatçıyla üretimler gerçekleştiren ve etkinlikler düzenleyen Gaia Ekho, şimdi ise yeni markası Yhank Tou ile yoluna devam ediyor. Berlin merkezli MMAATTCCHH etiketiyle yayımlanan yeni EP’si Blue Velvet, sanatçının farklı dönemlerde ve ruh hâllerinde ortaya çıkan dört parçasını bir araya getiriyor. Gaia Ekho, klasik müzik geçmişinden groove anlayışına, yeni projesinden müziğin geleceğine dair düşüncelerine uzanan bu yolculuğu dergy’e anlattı.
Gaia Ekho, merhaba! Öncelikle başlangıcı merak ediyorum — müzikle tanışman nasıl oldu? Bu proje nasıl şekillendi?
Çok küçük yaşımda ilgim başlamıştı. Ailem de fark etmiş olacak ki hep müzik dinleyerek veya müzisyen olma hayalleriyle geçti çocukluğum. Liseye geldiğimde müzik bölümüne girdim ve hikâyem başladı. Daha sonra lisans, yüksek lisans derken hâlâ hikâye devam ediyor.
Klasik müziğin içinde büyürken elektronik müzikle tanışman aslında yüksek lisans döneminde gerçekleşiyor. Bu geçişi tetikleyen belirli bir şey var mıydı — dinlediğin bir parça, yaşadığın bir gece, tanıştığın bir kişi?
Yüksek lisans döneminde elektronik müzikle teorik olarak daha yakından tanıştım. Aslında tek bir parçadan ya da kişiden ziyade, o dönemde dinlediğim müzikler ve gittiğim geceler beni çok etkiledi.
2022 sonunda kendi label’ını kurdun, bu yapı zamanla nasıl bir dönüşüm geçirdi, bugün hangi noktada?
Evet, Anadole isminde bir kolektifin kurucusuydum. Güzel yayımlar yaptık, birçok değerli sanatçıyla harika parçalar yayınladık ve güzel etkinlikler düzenledik. Çok çalıştık diyebilirim. Anadole hikâyesini tamamladı ve hayatımızda harika izler bıraktı. Şimdi yeni markam Yhank Tou ile buna devam edeceğim.
Yhank Tou aslında derin bir marka öyküsünden değil, “thank you”dan geliyor. Tüm dünyada kült bir anlam ifade eden ve milyarlarca insanın kullandığı bir kavramdan besleniyor. Müziğin merkezinde olduğu, multidisipliner sanatların ve sanatçıların da içerisinde yer alacağı, Cihangir’deki stüdyomun da merkez gibi konumlanacağı, beni çok heyecanlandıran bir yolculuk başlıyor kısacası.

Spotify dinleyici dağılımın dikkat çekici: İstanbul ilk sırada ama hemen arkasından Berlin, Londra, Budapeşte gibi şehirler geliyor. Yani kitlen Türkiye’den çok Avrupa’da yoğunlaşmış görünüyor. Bu senin için beklediğin bir sonuç muydu?
Bu sonucu bekliyordum. Parçalarım genelde yurt dışındaki label’lardan yayınlanıyor, hâliyle kitle de doğal olarak orada daha yoğun oluyor. Mesela son iki yayınım Berlin merkezli label’lardan yayınlandı.
Türkiye sahnesinde de aktif bir geçmişin var — birçok sanatçıyla B2B setler yaptın, aynı sahneyi paylaştığın isimler oldu. Bu tür etkinliklerden aklında kalan, sana özel gelen bir an var mı — sahne öncesi, sahnede ya da sahne arkasında yaşanmış?
Her etkinlikte unutamayacağım bir an yaşıyorum — kimi zaman komik, kimi zaman çok anlamlı. Kadebostany ile harika bir B2B performansı yaşadık İzmir’de. Arkadaşlığımız da devam ediyor. Önceden dinlediğim sanatçılarla aynı sahnede olmak beni motive eden şeylerden birisi.
Geçtiğimiz hafta yeni EP’n Blue Velvet’i Berlin merkezli MMAATTCCHH etiketinden çıkardın. Blue Velvet’teki dört parçanın hepsi minör tonlarda, toplam yirmi dakika. Oldukça kapalı, tek nefeslik bir iş gibi hissettiriyor. EP’yi baştan tek bir fikir etrafında mı kurdun?
Parçalara birbirinden çok farklı zamanlarda başladım. Hepsi ayrı ruh hâllerinin ürünüydü. Bu dördünü bir araya getirme fikri Aladag’a ait, elimde başka demolar da vardı ve demoları dinlerken çok ilgiliydi. En son karar ondan çıktı. Her parça, onu yapmaya başladığım o ana dair bir şey taşıyor.
Sanırım yaptığım müzikte kendimi gizleyemiyorum, belki de bu yüzden dört ayrı an, tek bir nefese dönüştü.
Bir yandan “müziğin geleceği köklerinde ve klasiklerde” diyorsun, bir yandan da “asla groove’u bırakma” diye bir motton var. Bu ikisi birbirini nerede zorluyor?
Aslında birbirini hiç zorlamıyor, tersine besliyor ve ilham oluyor. Ben müziği parçalara ayırarak düşünmüyorum. Kökler, klasikler, groove… Bunların hepsi bana göre aynı şeyin farklı yüzleri.
Son olarak, seni ilk kez dinleyecek birine “buradan başla” diyeceğin parça veya performansın hangisi olurdu, neden?
En son yayınlanan Blue Velvet EP’yle başlayabilirler bence, orası benim şu anki en net hâlim. Oradan sonra istedikleri yöne, istedikleri hızda ilerleyebilirler. All thanks, all yhank tou.
